fitne fücur

Masaldan gerçeğe / songül

9/3/2007 · Kategori: Fitne Fucur

 

Tüm annelere sesleniyorum; erkek ve kız çocuklarımızı yetiştirirken, onlara toplumun biçtiği rolleri öğretmeyelim. Hayatı değiştirmeye, kaderimizi değiştirmeğe buradan başlayalım.

                                         

Ne hayallerle evleniyoruz öyle değil mi? Kendimize ait bir ev, sevdiğin erkek yanında. Artık her gece birlikte yatıp, sabahları birlikte kalkmak, istediğiniz zaman dokunabilmek, hiç korkmadan sevişebilmek. Sonrasında ise mutlaka olması gereken bir çocuk ile aileyi oluşturmak. İşte bu hayallerle evlendik, evlendim.


Peki sonra ne oluyor bu erkeklere? Hani her şey güzel olacaktı? Neden artık bir şeyler paylaşamıyoruz? Neden sevgi sözcükleri azalıyor? Artık yolda yürürken el ele tutuşmuyoruz, hatta dışarı gezmeleri biz olmadan devam ediyor. Zaman geçtikçe iletişim bitiyor, tartışmalar başlıyor. Sadece sizi kendine satın almış olduğu aşçısı, temizlikçisi, yatakta orospusu oluyorsunuz. Biz ona aidiz, elindeki tapusu ise nikah cüzdanı ve bekaretimiz.

Bizde büyük bir hayal kırıklığı, şaşkınlık, korku, mutsuzluk ve üzerine bir de kucağımız da çocuğumuz var. Çevremizdeki insanlar; “Çocuk oldu, artık siz bir ailesiniz, korkma zamanla düzelir hepimiz yaşadık bunu” gibi cümlelerle bir nevi bizi  teselli ettiklerini, yardım etmeye çalıştıklarını düşünürler. Bu kadınlar da yaşamışlardır aynı şeyleri ve çok iyi bilirler ki zaman hiçbir şeyin ilacı değil. Hiçbir şey asla değişmez sadece kadınlar bu durumu kabullenir ve her şey sıradan, olması gereken buymuş gibi devam eder.

 

Masal dağılıyor

 

Evet bir çocuğumuz oldu, şimdi ne olacak? Korkularımız çoğalır, endişelerimiz artar, maddi ve manevi açıdan yükümüz iki katına çıkar. Benim çocuğumun olması ile birlikte kavgalarımız arttı ve artık dayanılmaz bir hal aldı. Eşime boşanmak istediğimi söylediğimde ise “Olur, kızımı bırak kapı orada” dedi. Kızımın üzerinde kendi “sperminden” başka hakkı olmayan ve bu yüzden kendini “baba” diye ilan eden bu adam, şimdi kalkmış bana, çok rahat bir tavırla benden kızımı istiyordu. Sırf o cümleyi kurduğu için onu orada öldürebilirdim. Sonra beni tehdit etmeğe başladı; “Çocuk benim, sen yüzünü bile göremezsin” diye.

Birçoğumuz bunu yaşamıştır. Düşünüyorum da bir zamanlar sevdiğim, güvendiğim, aşık olduğum adam nasıl olur da bu kadar değişebilir, bu kadar acımasız olabilir? Ben böyle bir adam ile nasıl evlenmiştim ve ondan neden bir çocuk yapmıştım. Canınızdan çok sevdiğiniz çocuğunuz, size şiddet uygulayan, sizi her anlamda suistimal eden ve artık nefret ettiğiniz bir adamın çocuğu… Bunu bilmek, düşünmek bana çok acı veriyor. Hayatınızda artık olmasını istemediğiniz bu adam, sırf çocuğunuzdan dolayı hayatınız da olmaya devam edecek. Toplumun baskısı, aile baskısı, ekonomik sıkıntılar ve bunlara ek olarak kendi korkularınız; dul kadın damgası, hayatıma başka bir erkeği alır mıyım, çocuğum ne olur? Ve böyle sorular…

Ya da kendinize bu soruları hiç sormadan, yaşamadan kocanızın düzeleceğini düşünerek, umut ederek kendinizi bir yalan oyununun içine dahil edersiniz. O yalan oyununda da hayatınızın sonuna dek o adamın şiddetine, tecavüzüne, aşağılamalarına maruz kalırsınız. Annelerimiz ve onların anneleri de dayak yedi, aldatıldı, aşağılandı, yok sayıldı. “Böyle gelmiş böyle gider” diyerek yaşadıklarımızı sineye mi çekeceğiz, yoksa “biz kadınların kaderi bu değil” diyerek bunu değiştirecek miyiz?

Tüm annelere sesleniyorum; erkek ve kız çocuklarımızı yetiştirirken, onlara toplumun biçtiği rolleri öğretmeyelim. Hayatı değiştirmeye, kaderimizi değiştirmeye buradan başlayalım. Tüm kadınlara sevgiler.

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::