fitne fücur

heteroseksizm / erdal partog

5/2/2007 · Kategori: Yazilar

 

            Eşcinsel Hareketin üzerinde durduğu heteroseksizm tartışmaları batıda devam ederken; ülkemizde heteroseksizmin ne olduğuna dair yazılı metnin olmaması oldukça ilginçti. Oysa Türkiye’de on yılı aşkındır faaliyet gösteren eşcinsel örgütleri daha eski bir tarihe sahip olan feminist örgütler ve çeşitli aktivistlerin, bilim insanlarının bu konuda kalem oynatmamaları oldukça geç kalınmış bir durum. Yine de heteroseksizm tartışmalarının kısmi olarak  sadece eşcinsel örgütleri içinde, konuşma düzeyinde kalması da yeterli görünmüyor. Bu anlamda bu yazının heteroseksizmin ne olduğuna dair bir başlangıç olması dileğiyle kişisel görüşlerimden ve eşcinsel hareketin söylemlerinden hareketle kaleme alındı. Bu çalışma biraz da olsun heteroseksizmi  tartışmaya yol açar diye umut ediyorum.

            Heteroseksizm konusunda var olan tanımlar ve yazılardan başlayabilriz. Bu anlamda Lezbiyen aktivist Yeşim Başaran heteroseksizmi erkek ve kadın birlikteliğini tek birliktelik olarak gören ideolojinin adı olarak tanımlamıştır.  Kimilerince ise bir heteroseksüel dayatma biçim, yani milliyetçilik gibi bir şey olarak tarif edilmeye çalışılmıştır. Oysa heteroseksizm bundan daha geniş bir anlamı hak ettiği gibi el değmemiş güncel-teorik bir çözümleme kuramı olarak karşımıza çıkıyor. Heteroseksizmi sadece kadın-erkek birlikteliğine tahvil etmek artık yeterli değildir. Heteroseksüel birliktelik; cinsellikten, ekonomik birlikteliğe kadar tüm alanlarda egemen yaşam biçimine dönüşmüştür .

            Heteroseksizmi milliyetçilik gibi bir şey olarak açıklamak, heteroseksizmin daha kapsamlı olan, toplumların tarihsel derinliklerine inmiş olan iktidar biçimlerini kavramamızı da boşa çıkaracaktır. Milliyetçiliğin temelinde bulunan ‘üremek’ bir ‘soydan gelmek’ ve ‘aynı atadan gelme’ şiarı bir anlamda olsa olsa heteroseksizm ideolojisinin  kabulü  sonucu oluşan uzantılardır.

Milliyetçiliğin son iki yüzyılda aldığı yol  aile ve milliyetçilik kavramlarının nasıl bir birbirleri ile sıkı ilişkide olduğunu göstermiştir. Birçok milliyetçi için aile değerleri en kutsal değerler olarak kabul edilmiştir. Bu anlamda modernizm öncesinde bugünkü anlamda milliyetçilikten bahsetmek zordur. Oysa yüz yıllarca heteroseksizm varlığını korumuştur. Bu anlamda milliyetçilik benzetmesi heteroseksizmin ne olduğunu tam olarak anlayamamızdan kaynaklandığının bir göstergesidir.

            Bütün bu küçük ama yetersiz ve yanlış tanımların ardından sanırım en kapsamlı, doğruya en yakın tanım Gordan’nın sosyoloji sözlüğünde yer alıyor; ‘Karşı cinsten insanların ilişkiye girdiği Heteroseksüelliğin karşıtı olarak aynı cinsten insanların ilişkiye girdiği homoseksüelliğin yer aldığı bir dizi toplumsal arenada (okul, iş, kilise vb) Heteroseksüelliğe ayrıcalıklı rol atfedilen, çok çeşitli toplumsal pratikleri (dilbilimselden fiziksele kamusal ve özel alanda açık ve üstü kapalı olarak) anlatan bir terim.

Bu tanımda da eşcinsellerin varlığı üzerinden tanımlanan bir heteroseksizm kurgusu gösterilmiştir ki aslında eşcinsellerin olmadığı heryerde heteroseksizm kendisiyle hemhal bir ideoloji olarak var olabilmiştir. Heroseksizm tek başına eşcinsellik karşısında konumlanan bir durum değildir. Bu anlamda öteki olmadan da bir ideoloji kendini yaşatabilir, varlığını sürüdrebilir.

Heteroseksizmin baskın bir ideoloji olmasında modernizmin aklı-beden arasında kurduğu ilişki de etkili olmuştur. Akli olanın bedene üstün gelmesi, bedenin aşırılıklarını törpülemiştir. Akıl inanmakla beraber kullanılmış, yine de bir kader olarak bakılmamıştır. İnsanların kadın ve erkekten oldukları, birbirlerine eş yaratıldıkları inancına modern anlamda heteroseksizme sıkı sıkı bağlı kalmışlardır. Nasıl ki Allah inancı olan biri her işini Allah’a inanma kabulüyle düzenlerse heteroseksist insanlar için de kadın ve erkek olmanın kabulüyle her işe başlanmıştır. Bu doğma sorgulanmaktan uzak olmakla beraber, insanların günlük davranış kalıplarını da biçimlendirmiştir. Şüphe eden aklı cinsel yönelimler konusunda şüpheli yaklaşmaktan çekinmiş, eski değerlerine daha sıkı bağlanmıştır. Böylece heteroseksüel pratikler insanların günlük yaşamlarını düzenleyen davranış kalıpları olarak günümüze kadar gelebilmiştir. Bu kalıplar zamanla bilimsel çalışmaların içine sızmış ‘doğal’ ‘evrensel’ doğrular olarak yaşama biçimimizi tektipleştirmiştir. 

            Bugün eşcinsel hareketin üzerinde durduğu sorunların başında eşcinsellerin nasıl ayrımcılığa uğradığı ve neden heteroseksülerle eşit haklara sahip olamadıklarıdır. Oysa sorun  heteroseksizmin dünya tarihi açısından yaşanan bütün insan ilişkilerdeki baskıcı, tektipçi rolünü sorgulamak ve açığa çıkarmak olmalıdır. Şu bir gerçektir ki heteroseksizmden dolayı sadece lgbtt bireyleri değil heteroseksüel bireyler de birçok sorun yaşamaktadır. Bu nedenle heteroseksizm sadece eşcinsellere uygulanan ayrımcılık biçiminin adı olarak nitelemek yanlış olmakla birlikte özgürlükçü bir dönüşümü de tek başına sağlamayacaktır. Her ne kadar ana akım eşcinsel harekete bu sorgulamlardan uzak gibi görünse de eşcinsel hareket içinde bazı grupların heteroseksizmi tartışdıklarını biliyoruz. Ancak heteroseksül cephede bu konu üzerine maaalesef bir caba gözlenmemektedir.

Bugün ekonomik ilişkiler, aile ve mülkiyet ilişkilerini de bu bağlamda ele alabilmek oldukça önemlidir. Bu hegemonik ilişkilerin farklı farklı diferansiyel değerlerle etkileri ölçülerek yeni bir teoriye doğru yol alınabilecektir. Yoksa heteroseksizm konusu bilimsel bir çözümlemeden başka bir işe yaramayacaktır. Heteroseksizm sadece eşcinsellerin kafa patlattığı bir sorun olmaktan çıkıp tüm alanlarda insanların üzerinde düşündüğü bir analiz alanı olabilmelidir.

Bu bağlamda; hegemonik heteroseksüel düzende;  Kadın ve erkek cinsiyet rolleri, birbirini tamamlayan zıt kutuplar,  sadece aileyi düzenlemez aynı zamanda bütün devlet kurumlarını; askerlik, sağlık, hukuk vb  kamusal ve özel alanları düzenleyen bir görünüm arz eder. Bu düzenleme tamamiyle heteroseksist  bir düzenlemedir. Bu düzenleme kamusal ve özel alandan eşcinseller kovularak doğallaştırılmaya çalışılmıştır.

            Heteroseksizm özel ve kamusal alanları kadın ve erkek birlikteliğine tahvil eden bir zorunluluk üzerinden yaşamın tüm alanlarına yansıyan, düşünce ve uygulamanın adı olmuştur. Ortaklaşa gerçekleştirdikleri ya da icra ettikleri kadın erkek birlikteliğini esas alan bu ideoloji eşcinselleri ve bu kurallara uymayan heterosekselleri bunun dışında tutmaya, hegemonik heteroseksüel düzene ayrıcalık tanımaya  bir şekilde muktedir olmuştur. Bu ideolojiyle  beraber toplumsal cinsiyet rolleri de bu karşı kutupların birbirini tamamlamasında ve tanımlamasında etkili bir rol üstlenmiştir.

Heteroseksizm ile cinsiyet eşitsizliğinin ve mülkiyet sorununun  aynı döneme yani tarım dönemine rast gelmesi heteroseksizmin en az  Ataerkillik ve Marksizm kadar  toplumu analiz etmede değerli bir bakış açısı olduğunu gösterir. Ancak bu analiz alanlarından heteroseksizm maalesef yeterince anlaşılmadığı bir gerçektir.

            Tarihsel olarak heteroseksizmi aileden başlatmak yanlış olmaz. Aile insanlık tarihinin önemli belki de en merkezi konumu olma özelliği dolayısıyla  üzerinde çokça durulan bir alan olmuştur. Bu konu üzerinde duran kişilerden bir de Marks’tır. Marks ilk sömürünün ailede tarım sürecinde  ve kadın-erkek arasındaki iş bölümünden ortaya çıktığını söylemiştir. Aslında bu ifade heteroseksizmin de nasıl ortaya çıktığını anlatmış oluyor. Ancak Marks bunu doğal bir süreç gibi algılayıp aile ilişkilerini sorgulamaktan çok emeğin yabancılaşması üzerinde durmuştur. Oysa yabancılaşan sadece emek değildi. Aynı zamanda insanın kendisi, aklı ve bedeni de arzu karşısında yabancılaşmıştır. Yine aile konusunda kafa yoran düşünürlerden biri de Hegel’di. Hegel de  ‘cinsiyetli bir yasa onun bakış açısından bütünüyle aileye dair bir yasadır.Yurttaşın cinsel bir kimliği olmayacaktır’ der. Benzer bir şekilde İrigaray da  ‘iki eş için aşkın nihai amacı bir aile kapitali elde etmek olur. Aile böylece , kapitalizmin doğuşunun ayrıcalıklı yeri olacaktır.’ Bu manada heteroseksizmi anlamda aile ile başlamak bu ideoljiyi esnetmekte en temel noktayı oluşturur.

            Bir diğer temel nokta ise üretim ilişkilerinin toplayıcılıktan tarıma geçişle heteroseksizm arsındaki ilişkidir. Bu ilişkiyi sadece üretim ilişkileri desteklememiş aynı zamanda tek tanrılı dinler de bu süreci hızlandırmışlardır. ‘Ancak ilginç bir nokta kutsal metinlerde yer alan insanın içinden ‘kovulduğu’ belirtilen cennetteki hayatın tasvirinin, ekonomik geçim biçimi olarak besin toplayıcılığını yansıtmasıdır. İnsanlık tarihini tarımla başlatan üç semavi din (‘İbrahim’i’) din, bu tarihin reel olarak yüzde 99’unu oluşturan avcılık-toplayıcılık aşamasını sanki kayıp cennete ‘gömmüş’ gibidirler.

            Bugün heteroseksizmin ataerkillik, milliyetçilik, militarizm, gibi bir ideoloji olmadığı ortada duruyor. Oysa heteroseksizm bütün bu ideolojilerin kaynağında olan daha temel ve genel bir düşünme ve örgütleme biçimini ifade ediyor. Tabii ki az önce ileri sürdüğüm düşünceler diğer kuramsal yaklaşımları önemsiz kılmaz. Yeniden bu kuramsal yaklaşımlar üzerinde durulmasında fayda olduğunu gösterir.

 Marks üretim ilişkileri ile herşeyi açıklamaya çalışmıştı. Böylesine genel  bir yaklaşımı ortaya koyarken üretim ilişklerindeki kadın ve erkek arsındaki ilk iş bölümünün, özel mülkiyeti ve cinsiyet eşitsizliğini yarattığını ifade eder. Ancak bütün bunların üremenin, milliyetçiliğin de eksenini de oluşturduğunu heteroseksüel ilişkinin ilk kapitalist ilişki biçimi olduğu görmezden gelmiştir. Marks bu sorgulamayı açık olarak yürütmemiştir. Bu manada Marksizm okuması bize heteroseksizmin nasıl örgütlendiğinin ipuçlarını da verebilmiştir. Marksist tarih her ne kadar diyalektik olduğunu dile getirse de diyalektik düşünmeyi yerli yerine oturtamamış bütün diyalektik hegemonik heteroseksüel ilişkileri aşamamıştır. Bugün yanlış yorumlanan tarihi yeniden yorumlamak ancak heteroseksizmi anlamak ve anti-heteroseksist bir dünya kurmakla mümkün olacaktır.

 

1-Heteroseksizm nedir?

Heteroseksizm heteroseksüel ilişkilerin ortaya çıkarmış olduğu tarihsel, toplumsal hegomonik bir iktidar biçimidir. Bu ilişki biçimi tüm özel ve kamusal alanın biçimlenmesinde rol oynar. Herşey bu iktidar biçimine göre konumlandırılır. Eğitim, sağlık,  aile, hukuk gibi özel ve kamusal alanlar bir ikitidar ilişkisi olan heteroseksüel ilişkiler ile tanımlanmıştır. Bu ilişkilerin oluşturduğu yaşama biçimine heteroseksizm diyoruz.

 

2-Heteroseksizmin kökenleri nelerdir?

Heteroseksizmin kökenleri binlerce yıl ötesine dayanır. Ancak insanlık tarihinin bilindik dönemleri olan tarım döneminden itibaren heteroseksizmin klasik aile ilişkileri ile var olduğunu biliyoruz. Heteroseksizm o günden bu güne çeşitli biçimlerde varlığını sürüdürmüştür.

 

3-Heteroseksizm kimleri eziyor?

Heteroseksizm hegomonik heteroseksül ilişkileri sürdürmeyen herkesi eziyor. Eşcinselleri, biseksüellleri, transseksüelleri, heteroseksüelleri, dul kadınları, bekar erkekleri, kadınları ve çocukları  eziyor. Egemen heteroseksüel ilişkileri kabul etmeyen herkes heteroseksizmden dolayı kendilerini yalnız ve çaresiz hissediyor. Herkes mutlaka erkekse kadından, kadınsa erkekten hoşlanması  gerekliliğine inandırılıyor. Herkesin evlenmesi gerektiği doğal kabul ediliyor. Herkesin çocuk sahibi olması doğal kabul ediliyor. Bunun gibi onlarca zorunluluk karşısında bütün bunları yaşamayan ya da yaşamak istemeyen insanlar hegemonik heteroseksüel ilişkilerden dolayı baskıya ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar.

 

4-Heteroseksizm günümüze kadar nasıl geldi?

Heteroseksizm günümüze kadar özel mülkiyet, aile, din, devlet ilişkileri ile geldi. Aile heteroseksizmin temel taşıyıcı birimi oldu. Tabii ki onunla birilikte üretim ilişkileri de en etkili birimdi. Din ve devlet de bu ilişkinin günümüze kadar sürdürülmesinde etkili kamusal taşıyıcılar olmuşlardır. İdealist ve realist akımlar heteroseksizmin doğal bir gelişim biçimi olarak kabul etmiştir. Bugün de bu yönde düşüncelere sahip birçok insanın olduğunu biliyoruz.

 

5-Günlük hayatta heteroseksizm nasıl yaşıyoruz?   

Günlük hayatta heteroseksizm tüm acımasızlığıyla sürüyor. Birçok LGBTT birey halen sapık hasta kabul ediliyor. İş ve barınma haklarından mahrum ediliyorlar. Bekar kadın ve erkekler toplumsal baskı ile sürekli evlendirilmeye çalışılıyor. Çocuklar zorunlu aile ilişkilerindeki haksız iktidar ilişkilerine tabi tutuluyor. Çok eşli olanlar aşağılanıyor.

Erkek erkeğe bir cafede öpüşemiyoruz. Sokakta el ele tutuşamıyoruz. Annemize ve babamıza sevgilimizi tanıştıramıyoruz. Hatta bir sevgilimiz olduğunu bile söyleyemiyoruz. Okulda heteroseksüel rolü yapmak zorunda bırakılıyoruz. İş yerinde eşcinselliğimizden dolayı kovulacağımızı düşünüyoruz. Bunun gibi yüzlerce olay heteroseksizmin halen devam ettiğini gösteriyor.

 

6-Heterokseksist kime denir?

Heteroseksist sadece heteroseksüellerin  ayrıcalılı olduğunu düşünen insanlara denir. Heteroseksüelliğin tek seçenek olduğunu kabul eden ve bununla yaşamını düzenleyen insalara denir.

 

7-Heteroseksizm bir ayrımclılık biçimi mi?

Heteroseksizm bir ayrımclık biçimidir. Kendi dışındaki kimlikleri kabul etmez. Toplumsal alanları kendi düşüncesine göre biçimlendirir. Yasaları, okulu, evi ve sokakları bu düzenle oluşturur.

 

8-Heteroseksizm bir ideolji midir?

Evet en güçlü ideolojilerden biridir. Kendini normalize eden hegomonik ilişkileri bu kadar sıradanlaştıran başak bir ideoloji de yoktur. Heteroseksüel normları her gün yeniden üretir.

 

9-Temel Toplumsal Çelişki Heteroseksizm midir?

Hayır tek çelişki bu değildir. Bununla beraber marksizm ve femiznim de toplumsal  diğer çelişkili durumları ortaya koymuşlardır. Heteroseksizm diğer toplumsal sorunlarla ele alınması gereken bir bakış açısıdır.

 

erdal partog

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::